Alevi Inancının temelleri

İkilik Kinini İçimden Atıp
Özde Ben Bir İnsan Olmaya Geldim
Taht Kuralı Ariflerin Gönlüne
Sözde Ben Bir İnsan Olmaya Geldim
Serimi Meydana Koymaya Geldim
Nimri Dede

Alevi inancının temelleri:

Ismail Kaplan, AABF Egitim Sorumlusu
Bir inancın tarifinde inanç, ibadet, gelenek, kültür gibi kavramlar doğru olarak
kullanılmalı ve birbirlerine karıştırılmamalıdır.
İnanç; Tanrı, yaradılış ve yaşamdan sonrasına (yani biyolojik ölüm) yönelik birbiri ile
çelişmeyen ifadelerin ve mesajların bütünüdür. Bu konuda Aleviliğin en belirgin
özelliği, “ikilik”i değil “birlik”i ve “ölüm”ü değil “can”ın ölmezliğini savunmasıdır.
İbadet, inançlarını birlikte ya da tek tek bireylerin kendi kendilerine ve topluca ifade
etmeleri ve inandıkları “Hak”, “Tanrı”ya da “Allah” a yönelik duyguları gönülden ve
aynı dilden yerine getirmeleridir. Aleviler topluca; “birlik” inancını sembolik de olsa
yaşamayı amaçlarlar veya yaşamaya “niyet”lenirler.
Gelenek; sadece inancı yaşamak için değil, aynı zamanda ibadetin inanç alanının
dışına taşması ve yaşamın diğer alanlarında da zamanla gelişen görüntüsü ve
uygulamasıdır.
Kültür; geniş anlamda insanoğlunun tarihi boyunca ürettiği mallar ve bu üretim için
oluşturduğu metotlardır. Zamanla insan; bu birikimi sembolize eden resim ,yazı,
müzik, heykel ve diğer kalıcı objeler yaratır ki bunların tamamı da güzel sanatları
oluşturur.
Alevilik geçmişte çok zengin semboller yaratmış ve Aleviler yasakları çoğu zaman bu
semboller yoluyla aşmışlar ve öğretilerini bu semboller yardımıyla gelecek kuşaklara
taşımışlardır.
İnanç, ancak kültüre dönüştükten sonra evrenselleşebilir. Alevi inancı, saz ve Alevi
deyişleri ile evrenselleşmiştir.
Bu dört kavramdan uzun soluklu olanı inançtır. İbadet biçimleri, gelenekler ve kültür,
bir nesilden diğer nesile geçerken zaman, yer ve yaşam biçimlerine göre gelişmekte ve
değişmektedir. Bu hızlı değişim nedeniyle diğer inançlılarda olduğu gibi; Aleviler
arasında da zaman zaman kavram karışıklıkları yaşanmakta ve görüş ayrılıkları hatta
birbirlerini suçlamalar ortaya çıkmaktadır. Örneğin köy kültüründe gelişmiş olan kilim
ya da halı üstünde diz üstü oturarak cem yapmaktan, modern toplumun oturuş biçimi
olan sandalyede oturma biçimine geçme önerisi; bazı Alevilerce inancı değiştirme
olarak suçlanabilmektedir. Bu nedenle; bireyler tarafından inancın esaslarının ve
geleneklerdeki ayrıntıların bilincine varılması toplumumuzun bir arada barış içinde
yaşaması bakımından son derece önemlidir. Buna; bilim alanında “aynı dilden
konuşmak” denilmektedir.
2
Alevilik konsepti:
Alevi inancını ortaya koyarken, inançsal yapının bütünselliğinden hareket edilmelidir.
Alevilik; insanın ya da insanoğlunun geçmişini ve geleceğini dikkate alarak insanı
anlamak, ve tarif etmek ve insanın maddi ve manevi olgunlaşmasını ibadeti ve etik
sistemi ile gerçekleştirmeyi amaçlayan kapsamlı bir yapıdır. Aleviliğin kendisine özgü
bir yapısı vardır. Bu nedenle Alevilik tarifi yaparken; başka konseptlerin şablonu ile
örneğin; Sünnilik şablonu üzerinden Aleviliği tarif etmek eksik ve yanlışlara yol
açmaktadır. Bütünü dikkate almayan tarifler; önceki bölümde bahsedilen fil tarifi
hikayesi örneğinde olduğu gibi; aslına uymayan ters sonuçlara götürebilir.
Aleviliğin inanç yapısı; “birliğe” yani; “İnsan – Tanrı birliği”ne (tevhid) vurgu yapar.
Sünnilik ise “ikiliğe” yani; Tanrının insan dışında ulaşılmaz bir güç olduğuna vurgu
yapar. Alevilik “insanın bu dünyada insan-ı kamil olmasını” amaçlar, Sünnilik ise
“insanın öbür dünyada cenneti kazanmasını” amaçlar. Alevilik toplu ve rızalı ibadeti
insan-ı kamil olmak için gerekli görür. Sünnilik ise kişilerin tek başına Tanrıya ibadet
ederek cenneti kazanmalarını öngörür. Alevilik manaya ve içeriğe değer verir,
Sünnilik daha çok “şekil ve Şeriata” önem verir.
İki konseptin bu ve bunlar gibi birbirinden farklı belirgin özellikleri vardır. Bu
özellikleri herhangi bir değerlendirme (övme, yerme, küçümseme) yapmadan bilmekte
yarar vardır. Sonuçta her inanan kişiye kendi inancı “doğru” dur. Diğer inançları
bilmek ve saygı göstermek inanç özgürlüğü gereği ve Aleviler için ise kendi inançları
gereğidir. Çünkü Aleviler; “72 millete bir nazarla bak” diyerek tüm inançların
eşitliğine vurgu yaparlar.
Aleviliğin çok kapsamlı ve çok yönlü bir yapısı olmasına karşın, ne yazık ki; şimdiye
değin Alevi inancının basit anlatımlı bir tarifi ve kurgusu ortaya çıkarılmamıştır.
Bunun ana nedeni; Aleviliğin Türkiye topraklarında geçmişte ve yakın zamana kadar
yasak olması ve henüz okullarda ve cem evlerinde ders olarak öğretilmemesidir.
Bu eksiklikler ve zorluklar eğitim/ bilim kuralları ve diğer inanç gruplarının
deneyimleri dikkate alınarak kolayca aşılabilir.
Bütün bu düşünceler ışığında Alevi inancının temelleri, aşağıdaki dört ana başlıkta
toplanmıştır:
· Alevi Birlemesi (HakMuhammetAli1)
· insandaki kutsal güce inanış
· insan- i kamil olmaya(olgunlaşmaya) inanış
· canların ölmezliğine inanış
1. Alevi Birlemesi HakMuhammetAli Birlemesi (Tanrının insanlaşması):
Aleviler Tanrının birliğine ve tekliğine inanırlar. Tanrı, Aleviler için yaratıcı, eşitlikçi
bir Hak olup, her yerde hazır ve nazır, bilge ve her şeyde var olandır. Tanrının
özelliklerini saymak ve de eksiksiz olarak saymak insan için mümkün değildir.
Aleviler için Tanrının (Hakikat`in) büyüklüğünü tam olarak tarif etmek insanın bilgi
sınırlarını aşmaktadır.
Aleviler, Muhammet`in Tanrının elçisi /peygamberi olduğuna ve Ali`nin Tanrının
velisi olduğuna inanırlar ve dillerinden düşürmezler. Onlar bu inançlarını şöyle dile
1 Bazı yazarların „HakMuhammetAli“ için „üçleme“ kavramını kullandığı görülmektedir. Bu kavram
Hıristiyanlıktaki „üçleme- teslis“ yani “Baba, Oğul ve Kutsal Ruh” ile yanyana getirilmekte ve birbiri ile
karıştırılmaktadır. Halbuki; her iki kavramın anlamları ve karekterleri birbirine hiç benzememektedir. Ancak,
“HakMuhammetAli” için „üçler“ denilebilir.
3
getirirler: „ Allah`tan başka Tanrı yoktur, Muhammet O`nun elçisi ve Ali O`nun
velisidir.“ Bunun kısa ve öz olarak ifadesi: „Ya Hak, ya Muhammet, ya Ali“. Aleviler
için bu ifade; Allah, Muhammet ve Ali`nin ayrılmaz bütün olduklarının ifadesidir:
Gülbenk dilinde bu inanç kısaca: „HakMuhammetAli“ Ya da “AllahMuhammetAli” dir.
Bu „birleme“ Alevi inancının temelini oluşturur. Alevi birlemesinde dört anlam
yüklüdür:
a. Tanrıya inanç: Aleviler Tanrının varlığına inanırlar. Onlar için Tanrı değişik ve
onlarca adlarda anılır. Tanrı, Allah, Hu, Hak, Hüda, Şah, Mevla, Ulu, Gerçek
bunlardan sadece bir kaç tanesidir. Tanrısallık görebilene her yerde görülür ve O
inananlarca hissedilir. Yunus Emre “”Her kancaru bakar isem O’ldur gözüme
görünen” diye bu inanışı dile getirmiştir. Tanrısallık, her şeyde vardır. Çünkü her şey
Tanrı`dan gelmedir. Her şeyde Tanrı vardır. Bu inanış Buyruk kitabında “sevgi”
başlığında “Tanrı inananlara yedi yüzle gözükür.2” denilerek her şeyde “Tanrı
varlığına inanış” dile getirilmiştir.
b. Muhammet`in peygamberliğine inanç: Muhammet Tanrının elçisidir. O Tanrı
kelamını insanlara aktarmıştır. Buyruk kitabında bu konuda şöyle deniliyor:
“Muhammet göğün en yüksek katına erişti. Orada dostuna kavuştu. Onunla doksan bin
söz konuştu. Bunun otuz bini Şeriat üzerine idi, insanlara indi. Kalan altmıs bini ise
Ali`de sırroldu.”
c. Ali`nin Veli`liğine inanç: Ali, Muhammet gibi kutsal olarak yaşamıştır.
Muhammet ile birlikte yaşamı ve söyledikleri ile insanlara Tanrıya giden yolu
göstermiştir. Yukarıda belirtildiği gibi; Aleviler “Ali`nin Tanrı kelamına vakıf olduğu”
inancını taşırlar.
d. HakMuhammetAli birliğine inanç: HakMuhammetAli birlikte anılırlar ve birlikte
dile getirilir. Alevilerin inancına göre, Muhammet ve Ali Tanrı nurundan
yaratılmışlardır ve bu nur/ışık tüm evreni aydınlatmakta/ bilgilendirmekte/ korumakta
ve kollamaktadır.
Burada, hem cemlerdeki tevhit`i hem de HakMuhammetAli kavramını anlayabilmek
için yaratılış inancını anımsamakta yarar var: “Yüce Tanrı bütün yönleri, güneşleri,
yıldızları ve gezegenleri yarattıktan sonra kendi varlığından yeşil bir umman yarattı.
Bu ummana bir nazar eyledi ve ucu bacağı olmayan bir dalgalanmadan
(hareketlenme) sonra ummandan bir inci meydana geldi. Tanrı bu inciyi aldı ve ikiye
böldü. Bir parçası yeşil bir parçası beyaz bir ışık saçtı. Bu ışık parçalarını yeşil
kubbeli bir kandile koydu. Yeşil ışık Muhammet`in beyaz ışık da Ali`nin ışığı idi. Bütün
diğer “can” lar bu ışıklardan oluştu..” 3
Bu inanış sonucudur ki; Aleviler çoğu zaman kısa olarak “aynı nurdanız” ifadesini
kullanırlar.
Yerde insan gökte melek yok iken
Kudretten bir nur indi süzüldü
Cümle mahluk kandildeki nur iken
Ayn Ali mim Muhammet yazıldı (Kul Himmet)
Alevi ibadetinin temelinde, Muhammet`i ve Ali`yi tanrı katında görmek ve üçünü
birlikte anmak yatar.
2 Buyruk, sevgi, sayfa 106
3 Mehmet Yaman, Erdebilli Şeyh Safi ve Buyruğu, Ufuk Matbaası, İstanbul, 1994
4
Diğer ozanların şiirlerinden “HakMuhammetAli” birlemesini dile getiren bir kaç örnek
daha verelim:
Sular yüzün vurur taştan taşlara
Çağlar yâ Muhammet, Ali çağırır
Bu deyişte Pir Sultan Abdal, yeryüzünde her şeyin MuhammetAli`ye sevgisini dile
getirdiği hissini /inancını dile getirir. O, tüm doğanın aynı inancı taşıdığını düşünür.
Daima Fikrimde Zikrin Ya Muhammet Ya Ali
Gönlümün Evinde Şükrün Ya Muhammet Ya Ali
Tanıyamaz Kendi Özün Seni Yakın Bilmeyen
Alemin Ayinesisin Ya Muhammet Ya Ali (Pir Sultan Abdal)
Bu deyişte ise Pir Sultan Abdal, alemin /evrenin yansımasını MuhammetAli`de ortaya
çıktığını düşünü ve buna inanır.
Hak Muhammet Ali üçü de nurdur
Birini alma sen üçü de birdir.
Onların koyduğu doğru bir yoldur
Danıştı Muhammet böyle der Ali (Hatayi)
Burada Hatayi, HakMuhammetAli`nin ayrılmazlığına vurgu yapar.
Alevi ozanı Nesimi aşağıdaki nefesinde bu inancı şöyle dile getirir. Burada Hak`tan
gelen nurun MuhammetAli nuru olduğu inancı dile getirilir:
Gel aslım sorarsan ben bir niyazım
Sabır ilmi derler yerden gelirim.
Ve katre idim şimdi han oldum.
Arştaki kandilden nurdan gelirim.
Sual eylersen benim sırrımdan
Cümlemizi var eyledi varından
Yarattı Muhammet Ali nurundan
Hak ile Hak olan sırdan gelirim.
(Aşık Nesimi)
Özetlersek; Hz. Muhammet, Hz. Ali, imamlar ve tüm diğer canlar, Tanrı`nın
özelliklerini taşırlar. Bu inanış “Yeşil ışık Muhammet`in beyaz ışık da Ali`nin ışığı idi.
Bütün diğer “can” lar bu ışıklardan oluştu….” anlatımında ifade edilir. Bu nedenle de
Aleviler tarihte “ışık taifesi” olarak da adlandırılmışlardır. Bu ışıklar (Alevi tabiri ile
canlar) birlikte “ortak akıl” ı oluştururlar. Bu ortak akılda Muhammet-Alin`in yeri
tartışılmazdır. Tüm insanlığın “ortak aklı” Hakikat`in bir parçasıdır. Açığa çıkan (şu
ana kadar bilinen) bilgi henüz bilinmeyenin yanında çok küçük bir parçadır. Alevi
inancında insan, aklı ile bilinen hakikati kavramaya ve de bilinmeyeni çözmeye
çalışmaktadır. Böylelikle “insan aklını” hakikatin bir parçası olarak kabul edilebilir.
Ne demiş büyük Pirimiz Hacı Bektaş Veli: “Okunacak en büyük kitap insandır.”
5
Alevilerce, Hak/Allah var olan her şeyi kendisi ile birlikte yaratmıştır. Tanrı,
yaratılışla kendi gizini açığa vurmak istemiştir. Hacı Bektaş Veli 13. yüzyılda bu gizin
insandaki görüntüsünü şöyle dile getirmiştir: “Kainattaki cennetin insandaki mukabili
gönüldür”. Aleviler, Allah`a olan inançlarını, Tanrının onlara verdiğine inandıkları
sevgi/aşk ile dile getirir ve Tanrıya sevgi ile ulaşmaya çalışırlar. Yunus Emre bu
sevgiyi en güzel dile getiren ve tadan bir bilge kişi olarak şöyle der:
Yaradılanı severiz,
Yaradandan ötürü.
(Yunus Emre)
Bu nedenle Buyruk kitabındaki tariflerde en az yedi çeşit sevgiden bahsedilir. Tanrı
sevdiği insanlara yedi farklı varlıkta görülür.4 Aleviler „Ancak insan-i kamil olan bu
sevgiye ulaşır“ derler. İnsan-i kamil olma yolu Alevilere MuhammetAli yolu olarak ve
Dört Kapı Kırk Makam değerleri ile gösterilmiştir. MuhammetAli ve İmamlar
kusursuz olarak yani; günahsız olarak doğup günahsız olarak yaşamışlardır ve Tanrıya
kavuşmuşlardır.5 Onlar, Tanrının en çok aydınlattığı varlıklardı. Yaşamlarında Dört
Kapı Kırk Makam`da tarif edilen, hakkaniyet, sevgi, sabır ve daha bir çok güzel
değerleri gösterdiler ve uyguladılar. İnananlara, insan-ı kamil olmanın ne olduğunu
gösterdiler. Bu nedenle Alevilerin tüm gülbenklerinde “HakMuhammetAli” yer
almaktadır. Örneğin; “HakMuhammetAli aşkına”, “Dileklerinizi HakMuhammetAli
vere”, “MuhammetAli bereketini vere” gibi.
Bütün bunlar; Alevilerin “HakMuhammetAli”yi inançlarının merkezine aldıklarını
gösterir.
Alevilerde genelinde şöyle bir Tanrı anlayışı vardır: “Tanrı, insanın kendindedir. Tanrı
yaratılan her şeyde vardır. O`nu can gözü ile görmek gerek. Annemiz ve babamız bizi
sever. Biz de annemizi babamızı severiz. Tanrı kendi yarattıklarını sever. Bizi de Tanrı
yarattı. Tanrı bizi de çok sever. Biz de O`nu anarak sevgimizi gösteririz.”
Bunu dile getiren binlerce şiir, deyiş ve özdeyiş bulmak mümkündür:
Örneğin;
Tanrım, Tanrım, Tanrım güzel Tanrım
Ben seni her şeyde tanırım
Her yerde her zaman seni görürüm
Tanrım, Tanrım, Tanrım güzel Tanrım. (Bir anonim deyişten)
2. İnsandaki kutsal güce inanış:
Alevi inancına göre insan ve diğer yaratıklar Tanrının birer parçasıdırlar. Bu inanış
sadece “can” için geçerlidir. Yani; “Haktan geldik, Hakka gideceğiz.” İnancı “can ya
da bazen ruh” için söylenir. Vücut için ise “Topraktan geldik, toprağa döneceğiz.”
denir. “Cümlemizi var eyledi varından, Hak ile Hak olan sırdan gelirim.”diyen Aşık
Nesimi ve benzer bir çok Alevi ozanının eserlerinde “can” ile ilgili bu inanışı bulmak
mümkündür. Tanrı, insanı ve diğer varlıkları yaratmıştır. Bu yaratılışta, insana
yaratıcının özellikleri (nur`u) verilmiştir. Tanrısal kutsallık, bütün insanlara verilmiştir.
Bu kutsallığa erişmek için insan akıl ile donatılmış ve böylece sorumluluk almıştır.
4 Buyruk, Hazırlayan Fuat Bozkurt,Istanbul l982, Sayfa 106
5 Hakka yürüme konusu bu bölümün sonunda geniş olara kele alınmıştır.
6
Bir kandilden bir kandile atıldım
Turap oldum yeryüzüne saçıldım
Bir zaman Hak idim Hak ile kaldım
Gönlüme od düştü yandım da geldim (Hatayi)
Bilirim aslını nursun gevhersin
Bütün mevcudatta her şeyde varsın (Aşık Veysel)
Kuran yazılırken arş-ı Rahman’ın
Kudret katibinin elinde idim (Seyrani)
Aleviler, Tevrat`ın Tanrı insanı kendi suretinde yarattı” insan tarifi ile Kuran`ın “Biz
ona şahdamarından daha yakınız” ve “Tanrı, insanı kendi ruhundan üfleyerek
şekillendirmiştir” insan tarifini benimsemiştir. Tanrının insanı kendi ruhundan
üflediği, onu kendi özellikleri ile yani kutsallıkla donattığı görüşü, inancımızın temel
taşıdır. İnsan bütün varlıkların en güzeli ve en gelişmişidir. İnsan sıradan bir yaratık
değil; ruh ve akıl ile donatılmış bir varlıktır. O, kendi iradesi ile, kendisine ve diğer
varlıklara bir anlam kazandıracak, Tanrı ile ilişki kurabilecek ve bu ilişkiyi
koruyabilecek özellikte bir varlıktır.
Bu inanış, hem kadınlar hem de erkekler için ve sadece Aleviler için değil tüm
insanlar için geçerlidir. Dindar olsun dinsiz olsun her can inancımıza göre; Tanrıdan
birer parçadırlar. Tanrı görünmek isteyerek, ortaya çıkmak için insanı yaratmıştır.
Tanrı adil, yani hakkaniyetlidir. Bu nedenle O`nun , herkesi eşit değerde yarattığına
inancımız tamdır.
Günlük yaşamda insanların eşitliğini kabullenmemiz ve korumamız, bu inanıştan
kaynaklanmaktadır.
Parantez açarak hatırlatalım: Dünyadaki eşitsizliklerin sorumlusu “kader” e yani
Tanrının adaletsizliğine yorumlanamaz. Eşitsizlikler, sömürü, baskı ve savaşlar,
insanların ve onların oluşturdukları sistemlerin (devlet, grup, aşiret, ağa v.s.)
kendilerine –nefs ve hırslarına hakim olamadıklarındandır.
Öğretimizden, insandaki kutsal güce inanışı vurgulayan bir kaç örnek daha verelim:
Buyruk`ta “72 millete bir nazarla bak, bütün insanları bir say, onlara saygı göster“ (
4.kapı, 1.makam) denir.
İnsan-ı kamil olma yolunda ulaşılan olgunluk “hakikat kardeşliği; Hakkı insanda,
insanı hakta görmek, ehl-i Hak ve ustad-ı kamile sevgi göstermekle olur.” şeklinde
tarif edilir. 6
Hz. Muhammet: Allah, Adem`i kendi suretinde yarattı. Allah`ın ilk yarattığı şey, benim
ve Ali´nin nurudur. Biz aynı nurdanız. “demiştir. Yine Hz. Muhammet`in söylediğine
inanılan “Ben ve Ali, Adem yaratılmadan ondört bin yıl önce Allah`ın ye-i kudretinde
bir nur idik” hadisini; Sıdkı7 kendini “can” olarak genış anlamda “insanoğlu”
anlamında şöyle dile getirir:
6 Buyruk sayfa 70.
7 Ali Ekber Çiçek`in çok bilinen “Haydar Haydar” adlı bu ölümsüz bestesinde Alevilerde yaygın olan yaratılış
inancı anlatılır.
7
Ondörtbin yıl gezdim pervanelikte,
Sıtkı ismin duydum divanelikte.
İçtim şarabını mestanelikte,
Kırkların Cemi`nde dara düş oldum.
Hz. Ali : “Görmesem tanımasam Tanrıya tapar mıyım ?” ifadesi ile Tanrıya olan
yakınlığını dile getirir.
İmam Cafer: “İnsan, Tanrının kudret eli ile kaleme aldığı kitaptır. Hikmet ile bina
ettiği mabettir.” Burada “mabet” kavramı saygı gösterilen varlık anlamındadır. Büyük
Pirimiz Hacı Bektaş Veli “Okunacak en büyük kitap, insandır.” Özdeyisi ile aynı
yönde insanın kutsallığını dile getirmiştir.
Alevilere göre “insan kalbi Tanrı`nın evi”dir. “İnsan, gerçek kıbledir”. Aleviler
Allah´tan korkmazlar. Onlar Allah`ı severler. Allah´a güvenirler. Kuran`daki şu ayet
bu konuda açıktır: „Tanrıya güvenen kimseye, O yeter “8.
Yunus Emre insana ve ondaki “can” a şöyle bir değer biçmektedir:
Bu tılsımı bağlayan,
Türlü dilde söyleyen
Yere göğe sığmayan,
Sığmış bu can içine
Halk içinde dirlik düzen
Dört kitabı doğru yazan
Ak üstüne kara dizen
Ol yazdığı Kuran benim
Aleviler tarafından; kutsallığın ve “kutsal mekan”ın doğrudan insanla bağlantılı
olduğunu dile getirmek için anlatılan fıkra ve anekdotlarda, insanın olduğu mekanlar
kutsallaşabilir, insanın olmadığı mekanlarda kutsallık aranmaz. Buna göre; cem evi
bina olarak bir kutsallık taşımaz; içinde cem yapılırken o mekan kutsallaşır.9
Aleviler tarihlerinde sürekli resimlerle “Tanrı kelamı, insan yüzünde zuhur eder.”
inancını dile getirmek için Tanrı kelamından oluşan resimler (insan başı, kuş, insan
vücudu, deve gibi) çizmişlerdir.
Çeşmelerden bardağın
Doldurmadan kor isen,
Bin yıl dahi beklesen
Kendi dolası değil”
Yunus Emre
3. İnsan olma (insan-ı kâmil) sürecine yani olgunlaşmaya inanış (insanın
Tanrılaşması)
Alevilikte insan olmaya yani kamil insan olma sürecine inanılır. İnancımıza göre,
insanlar kendilerinde var olduğuna inandıkları Tanrısal kutsallığı, Alevi ibadeti
yoluyla keşfedebilirler. Her insanda Tanrısal kutsallık (can) olmasına karşın,
8 Talak suresi 3. Ayet
9 Bu konuda, Alevi dedesi Halil Öztoprak`a adfedilen bir fıkra vardır. Bir gün Halil Öztoprak`a bir cami hocası
sorar: “Her inancın kutsal mekanı var; örneğin Sünnilerin camisi, Hıristiyanların kilisesi ve Musevilerin havrası
var. Alevilerin nesi var?” Halil Öztoprak “Alevice” bir cevap verir: “Hoca efendi; bunlardan geriye kalan ve
insanın ulaştığı her yer bizimdir.”
8
inancımıza göre bir çok kişi bu kutsallığı kaybetmiştir ve bu nedenle de kutsallığa
ulaşamaz.
İnsan olmanın Alevilikteki yolu, “Dört kapı, Kırk makam”ı özü ve sözü ile
gerçekleştirmekten geçer.
Gir semaha bile oyna,
Silinsin açılsın ayna
Kırk yıl kazanda dur, kayna
Daha çiğ bu ten dediler (Hatai, ölm. 1524)
“4 kapı, 40 makam”dan geçen ve özü ile sözünü birleyen “can” –içindeki kutsal gücü
fark eden kişi- sonunda şöyle seslenir.
İnsan insan derler idi
İnsan nedir şimdi bildim
Can, can diye söyler idi
Bu can nedir şimdi bildim (Muhittin Abdal)
Aleviler arasında şu üç kötülük (hırs, nefis ve tamah) insan-ı kamil olmanın önündeki
önemli engellerdir. Bunları yenebilmek için, insanın bir öncüye, rehbere ve pire
ihtiyacı vardır. İşte bu, insan-ı kamil olma sürecinin başlangıcıdır. Pir Sultan Abdal
aşağıdaki deyişinde insanın nefsini şeytana benzetir. Bunun “Hak sevdası” sayesinde
yok edilebileceğini belirtir.
Kişi halden anlayınca
Hakikati dinleyince
Üstüne yol uğrayınca
Ayrılmayıp duran gelsin
Koyup dünya davasını
Hakka verip sevdasını
Doğrulayıp öz nefsin
Şeytanı öldüren gelsin
Alevi ibadeti (cem, yakarış, muhabbet, gülbenk), kamil insan (olgun insan) olabilmek
için yapılır, Kuran`da yazılı cenneti kazanmak ya da cehennemden kurtulmak için
değil. İnsan olma yolunda, kul hakkı yememek, hoşgörüyü pekiştirmek ve
yardımlaşmak için ibadet ederiz. Sonuç olarak; kendimizle, çevremizle, toplumla ve
Tanrı ile hoşnutluk yanı rızalık kazanmak için ibadet ederiz.10
Alevi anlayışına göre, insan tek tek özgür bir varlık olarak, kendi nefsine (egosunu) –
ki nefis ayakta kalabilmek için verilen yaşam mücadelesinin sonucunda ortaya
çıkmaktadır- hakim olmakla sorumludur. Daha ileri safhada amaç, nefsini yenmek ve
Tanrı sevgisi ile donanmaktır. Allah sevgisi, insanları ve diğer varlıkları sevmeyi
gerektirir. Tanrı sevgisine ulaşmak, korku, nefs ve hırs gibi yüklerden arınmakla
mümkündür. Bu arınmaya „ölmeden önce ölmek“ de denir. Bu nedenle, insanlara ve
tabiata yönelik haksızlık, yalan dolan, hırs ve inat gibi kötülüklerle mücadele etmek,
Alevilerin yaşamsal amaçlarındandır. Bundan amaç, mutluluğa ulaşmanın yolunun
nefsi yenmekten geçtiğini kavramaktır. Alevilikteki prensip; canlarla birlik olmadan,
Tanrıya ulaşılmaz ve Tanrı ile birlik olmadan insanlarla birlik oluşturulamaz. Tanrıya
10 Buyruk, rıza, sayfa 101
9
yöneliş ancak MuhammetAli`ye yönelmekle ve onları sevmekle olasıdır; çünkü
HakMuhammetAli ayrılmaz bir kutsal bütündürler.
Alevi ibadeti; bu sorumluluğun bilinci ile yaşayan ve kendi kutsallığını fark etmeye
çalışan bir insan tipini –hep birlikte- yaratmak içindir. Yoksa, Alevi ibadeti tek tek
kişilerin cenneti kazanmaları ya da cehennemden kurtulmaları için değildir. Alevi
ibadeti; Tanrının buyruğu olan “bana kul hakkı ile gelmeyin, kendi aranızda
haksızlıkları hal(yok) edin” inancı ile hareket ederek, her yaptığından kendisinin
sorumlu olduğu bir insan tipini amaçlar. Bu nedenle, Alevilik; yaptıklarının
sorumluluğunu kendinden başkasına yükleyen;
· örneğin zinada “erkeği tahrik ediyor” düşüncesi ile kadınlara,
· ya da Sivas Katliamında “Peygambere hakaret etti.” gerekçesi ile “Aziz
Nesin`e,
· hiç bir dış etken bulamazsa “Kaderim buymuş, Allah bana bu alınyazısını
yazmış.” diyerek Tanrıya havale eden Şeriat tipi insanı “ham insan ya da Şeriat
insanı” olarak algılar ve reddeder.
Hak’tan inen şerbeti / içtik Elhamdülillah
Şol kudret denizini / geçtik Elhamdülillah
Kuru idik yaş olduk / ayak idik baş olduk
Kanatlandık kuş olduk / uçtuk Elhamdülillah
Vardığımız illere / şol safa gönüllere
Halka Taptuk manisin / saçtık Elhamdülillah
Beri gel barışalım / yad isen bilişelim
Atımız eyerlendi / eştik Elhamdülillah
Derildik pınar olduk / irkildik ırmak olduk
Aktık denize daldık / taştık Elhamdülillah
Taptuk’un tapusunda / kul olduk kapusunda
Yunus miskin çiğ idik / piştik Elhamdülillah
Yunus Emre yukarıdaki şiirinde Tabduk Emre dergahında kırk yıl hizmet ettikten
sonra olgunlaşmasını (hakikate ulaşmasını) dile getirmektedir.
Yukarıda belirtilen Tanrısal kutsallığı, insanlar Alevi ibadeti yoluyla örneğin cem
ibadetinde, 48 Perşembe muhabbetlerinde, musahiplik sisteminde, pir-rehber ve talip
ilişkilerinde ve kendi kendisi ile çalışarak ulaşmayı amaçlar. Bunun adı sonuçta En-el
Hak`tır. “Ben Tanrısal özelliğimi buldum.” anlamındadır. Bunu ilk defa dışa vuran kişi
Hallac-ı Mansur olmuştur. Ancak Hallac-ı Mansur; bu inancını anlamak istemeyen
Şeriat`ın temsilcileri tarafından Bağdat`ta 922 yılında öldürülmüştür. Aleviler Hallac-ı
Mansur`u cemlerinin ortasına almışlar “dar-ı mansur” adı ile bir çeşit Hallac-ı Mansur
medyanı açmışlardır.
Aleviler; diğer inançlardan insanların da kendi yolları ile “hakikati” bulabileceklerini
kabul ederler ve inanırlar. Buna en tipik örnek; Mevlana Celaleddin Rumi (1207-
1273)`dir. Mevlana büyük bir Sünni alim ve din adamı olduktan sonra; yola devam
etmiş ve sonunda “tanrısal aşkı” bulmuş ve dile getirmiştir. Muhabbet yoldaşı Şems,
10
Mevlana`ya yön vererek ondaki cevherin ateşlenmesine aracı olmuştur. Bunu Mevlana
şöyle dile getirmiştir:
Beri gel, daha beri, daha beri.
Bu yol vuruculuk nereye dek böyle?
Bu hır gür, bu savaş nereye dek?
Sen bensin işte, ben senim işte.
Zengin yoksulu hor görür, ne diye?
Sağ soluna yan bakar, ne diye?
İkisi de senin elin, ikisi de,
Peki, kutlu ne, kutsuz ne?
Şu beş duyudan, altı yönden
Varını yoğunu birliğe çek, birliğe.
Kendine gel, benlikten çık, uzak dur,
İnsanlara katıl, insanlara,
İnsanlarla bir ol.
İnsanlarla bir oldun mu bir madensin, bir ulu deniz.
Kendinde kaldın mı bir damlasın, bir dane.
Zamanımızda Mevlana; Sünni kurumları tarafından daha çok folklore ve turizme
destek vermesi için tanıtılır. Ne yazık ki; geçerli resmi Sünni öğretide Mevlana`ya yer
verilmez.
Katolik dünyasında Hildegard von Bingen (1098-1179) ve Meister Eckhart (1260 –
1328) ve daha niceleri kendi öğretileri üzerinde hakikate ermiş insanlar olarak
yaşamışlardır. Hildegard von Bingen insan olmaya yönelik olarak yaklaşık şunu
söylüyor: “Sen, sen ol, ama önce insan ol”11
Her insanın yaratılıştan kendisinde tanrısal kutsallık olmasına ve bu kutsallığa ulaşma
olanağı olmasına karşın; dünya yaşamında milyonlarca kişi bu kutsallığa ulaşamaz.
Ve çok insan bu özelliklerini karaltmışlardır.
Alevi inancı, o inancın mensuplarına insan-ı kamil olmak için güç ve umut verir. Sefil
Selimi bu güçle şöyle coşmaktadır:
Meleklere emir veren, yön veren
İlim veren, teknik veren fen veren
İyi huya kötü huya kan veren
Kendimi kendimden koruyorum hey
Her kişi yutamaz bu hazır lopu
Kırk hopa karşılık çektim bu hopu
Sefil Selimi`niz aşkın sır küpü
Aşıklık ne demek soruyorum hey…
11 Bu sözün orijinali Almancadır: „Werde, was du bist. Mensch werde Mensch“
11
Alevi etiği Dört Kapı Kırk Makam12; insanın insanlaşması için gerekli değerlerden ve
ibadetlerden oluşur. Cemlerdeki gülbenkler incelendiğinde; tüm ibadetlerin insanı
korumaya ve onu olgunlaştırmaya, kısacası onun “güruh-u naci”ye13 dahil olması
amacına yöneliktir. Yani; cemlerdeki ibadet insan içindir. Örneklersek; “Erenlerin
kerameti üzerinize ola, HakMuhammetAli yardımcınız ola, gam keder vermeye.
İncinen varsa dile gelsin. Bizde hakkı olan varsa, hakkını talep etsin. Ne kimsenin
hakkına geçeriz, ne de hakkımızdan geçeriz. Herkes razı ise sağındaki ile görüşsün
(niyaz etsin)”. Görüldüğü gibi; cemlerde toplu ibadet, toplu niyaz ve toplu kurtuluş
umudu var. Bunun dışında herkes; kendi sorumluluğunu taşıyor ve kendi nefsini
yenmeye çalışıyor. Bu uzun bir süreç ve olgunlaşma devridir. Yunus Emre gibi bir
bilge; 40 yıllık bir “pişme” döneminden sonra bir olgun insanın özelliklerini şöyle dile
dile getirmiştir.
Çalış kazan ye yedir
Bir gönül ele getir
Bin Kâbe’den yeğrektir
Bir gönül ziyareti
Sen sana ne sanırsan
Ayruğa da onu san
Dört kitabın manası
Budur eğer var ise (Yunus Emre)
İnsan olma sürecinde akıl ve sevgi ile gidilen yol; en doğru ve verimli yoldur. Akıl;
Tanrının bize verdiği en değerli hazinemizdir. Bu konuda bize yol gösteren o kadar
çok güzel söz vardır ki; burada sadece iki örnek verelim.
Hz. Muhammet söyle demiştir: „Bir dakika düşünmek yetmiş yıl ibadetten daha
hayırlıdır.“
Hz. Ali şu çok bilinen sözü ile aklın ve bilginin değerine vurgu yapmıştır: „Bana bir
harf öğretenin kölesi olurum.“
Bu bölümü kendini tanıma konusunda bize yol gösteren şu bilge sözle bitirelim:
Keramet baştadır tacda değildir
Hararet nardadır sacda değildir
Her ne arar isen kendinde ara
Kudüs`te Mekke`de Hac`da değildir.
(Kaygusuz Abdal)
Özetlersek; Hz. Muhammet, Hz. Ali, imamlar ve tüm diğer canlar, Tanrı`nın
özelliklerini taşırlar. Bu inanış “Yeşil ışık Muhammet`in beyaz ışık da Ali`nin ışığı idi.
Bütün diğer “can” lar bu ışıklardan oluştu….” anlatımında ifade edilir. Bu ışıklar
(Alevi tabiri ile canlar) birlikte “ortak akıl” ı oluştururlar. Bu ortak akılda Muhammet-
Alin`in yeri tartışılmazdır. Tüm insanlığın “ortak aklı” Hakikat`in bir parçasıdır. Açığa
çıkan (şu ana kadar bilinen) bilgi henüz bilinmeyenin yanında çok küçük bir parçadır.
12 Dört Kapı Kırk Makam kitabın sonuna „Alevilik Dersleri Ders Programı`ndan alınarak konulmuştur. Ayrıca
3.5.3 Batın Geleneği: Gerçeğe Giden Yol bölümüne bakınız.
13 Güruh-u naci: kurtarılmış topluluk olarak MuhammetAli` nin, On iki imamların, erenlerin ve evliyaların dahil
olduğu günahsız topluluk. Alevi insanının gönlünden geçen, arınrak ve yaptığı iyiliklerle bu topluluğa
erişmektir.
12
Alevi inancında insan, aklı ile bilinen Hakikati kavramaya ve de bilinmeyeni çözmeye
çalışmaktadır. Böylelikle “insan aklı” hakikatin bir parçası olarak kabul edilebilir.
4. Canların Ölmezliği (İnsanın ölümsüzlüğü):
Alevi inancına göre insan; ten14 ve candan oluşur. Alevilik anlayışında bir insanın bir
vücudu ve bir canı vardır. Vücut ve can bir insanı oluştururlar, bunlardan biri olmadan
insan olunmaz. Her ikisi de gelişmeye uygundur.Ten döllenmeyle oluşur ve belirli
yaşam koşulları yerine gelirse gelişir, doğar, büyür ve biyolojik olarak ölür. “Canın
yongası ten” yani vücut için, uygun çevre ve yaşam koşulları gerekir. Bu yüzden de,
Aleviler çevre temizliğine ve doğaya önem verirler, vermelidirler. Vücut (ten); hava,
su ve yiyecekle gelişir, yaşar ve normal beslenme ve yaşam koşullarında belirli bir
zaman sonra (yaklaşık 80 yıl) canlılık özelliğini kaybeder. Burada dört ana nesne
olan; toprak, hava, su ve ateş vücudu oluşturan Alevi büyüklerinin dile getirdikleri
maddelerdir. Vücut için “topraktan geldik toprağa gideceğiz.” Sözü kullanılır. Bu
nedenle Alevilikte, insanların yaşam kaynağı olan doğayı korumak ve geliştirmek bir
görevdir ve ibadetin bir parçasıdır. Vücut –Alevi tabiri ile „ten“- belirli bir zaman
sonra ölürken can ölümsüzdür. Can, nefisten ve korkudan (yok olma korkusu)
arındıkça gelişir ve sürekli gelişmeye açıktır. Daha önce belirtildiği gibi can, Tanrının
insana kendi özelliğinden bahşettiği sonsuz ve ölümsüz bir hediye (vergi)dir.
Sünni kaynaklar; Allahü teala`nın bir hadise göre Hz. Peygamber için ”Sen
olmasaydın, hiç bir şeyi yaratmazdım” buyurduğunu ve ”Muhammet Aleyhisselam,
dünya yaratıldığı günden, kıyamet kopuncaya kadar gelmiş ve gelecek bütün
varlıkların her bakımdan en üstünüdür” değişmez hükmünün konulduğunu belirtirler.
“Sen olmasaydın hiç bir şeyi yaratmazdım” hadisini ciddiye alırsak; Tanrı`nın önce
Hz. Muhammet`i yarattığına inanmamız gerekir. Bu da Alevi inancındaki “canların
ölmezliği” ni desteklemektedir. Alevi inancına göre en başta Hz. Muhammet ve
Ali`nin canları sadece tarihteki cisimleri ile değil “nurdan bir parça olarak” yaratılışla
birlikte var olmuşlardır. Mirac`a giden de Muhammet`in vücudu değil ruhu yani
canı`dır. Bu bağlamda “canların ölmezliği inancı” bir çok olayı açıklamak ve
kavramak için başvurulabilecek kaynak oluşturur. Öte yandan buna çelişkili olarak
aynı Sünni kaynaklar; “canların ölmezliği” inancı ile alay ederek, bunu “din dışı”
sayarlar.
Alevi ozanları ve yol göstericileri ise “canların ölmezliğini” eserlerinde sürekli
işlemişlerdir:
Katre idim ummanlara karıştım
Kaç bulandım kaç duruldum kim bilir
Alemleri kaç devredip dolaştım
Bir sanata kaç sarıldım kim bilir
….
Dünyayı dolaştım hep kara batak
Görmedim bir karar, bilmedim durak
Üstümü kaç örttü bu kara toprak
Kaç serildim, kaç dirildim kim bilir
Aşık Gufrani
14 Burada „ten“ kavramı biyolojik vücut için kullanılmıştır. Deri anlamındaki ten anlaşılmamalıdır.
13
Hangi taşı kaldırsam anamla babam
Hangi dala uzansam hısım akrabam
Ne güzel dünya bu, iyi ki geldim.
Ruhi Su
Halk içinde dirlik düzen
Dört kitabı doğru yazan
Ak üstüne kara dizen
Ol yazdığı Kuran benim
Yunus değil bunu diyen
Kendiliğidir söyleyen
Mutlak kafir inanmayan
Evvel ahir zaman benim
Yunus Emre
Can, insan hakikate ulaşıncaya kadar gelişir. Hakikate ulaşan can Tanrısına kavuşmuş
olur. Buna da “Hakka Yürümek” ya da “Haktan geldik Hakka döneceğiz” denmiştir.
Örneğin; “Canlar canını buldum, bu canım yağma olsun.” diyen Yunus Emre son
mertebede kendi canını terk etmek istemiştir.
Canın ölümsüzlüğü inancını dikkate almadan, Aleviliği ve Alevi ibadetini anlamak
mümkün değildir. Bu inanca sahip olanlara;
· Ali deve sırtındaki tabutunu çeken deveci olarak,
· Hacı Bektaş Veli güvercin donunda Anadolu`ya gelen kurtarıcı olarak,
· Pir Sultan Abdal asıldıktan sonra aynı anda beş ayrı mevkide görülürler.15
· 15 Hz . Ali`nin Anadolu Aleviliğin`de çok üstün bir yeri vardır. Onun bir çok donda tekrar geldiğinin
kanıtı kendi cenazesini kaldırmasıdır. Aleviler arasındaki anlatıma ve inanca göre:
Hz Ali yaralandıktan 3 gün sonra şehit olur. Ölmeden önce vasiyet eder: “Ben ölünce bir Arap gelip
beni devesinin üstündeki tabuta koyup götürecek, sakın ona kimse karışmasın” der. Hz. Ali öldüğü
zaman bir Arap gelip devesine cenazeyi tabutla yükler ve götürür. Oğlu Hasan, Ali`nin vasiyetini
tutmayıp Hüseyin`in de ısrarlarını dinlemeyip deveyle cenazeyi götüren adamın peşinden
gider.Yüzündeki peçeyi açar, açtığında Arabın, Hz. Ali`nin kendisi olduğunu görür, tabuta bakar
tabuttaki de Ali`dir. O sırada deve dile gelir ve “Ben size deveyi takip etmeyin demedim mi?” diye
söyleyince; devenin de Hz. Ali olduğunu anlarlar.
Hatayi’nin, bu olayla ilgili dörtlüğü şöyledir:
Ali’dir cesedin kendisi yuyan
Yuyup kefeniyle tabuta koyan
Ali’dir devesin kendisi yeden
Hak ile Hak olan aslan Ali’dir .
· Firdevsi-i Tavil; 2. Bayezit’in isteği üzerine yazdığı Vilayetname’de; Hacı Bektaş`ın güvercin donuna
girişini şöyle anlatır: Hacı Bektaş Veli, Rum sınırına gelince yolunun çevrildiğini görür, ‘Bismillah ve billah’
(!) deyip, sıçrayarak, ulu arşın tavanına yetişir. Melekler, elifi taçla karşılarlar Hacı Bektaş’ı. Hacı Bektaş
Veli bir güvercin şekline girip, uçarak Sulucakaraöyük’e inmeyi başarır ve bir taşın üstüne konar. Erenler
telaşlanır ve Hacı Bektaş Veli’nin Rum ülkesine girdiğini anlarlar, Yolunu kesemediklerini düşünürler.
Karar alırlar: Hacı Doğrul şahin donuna girip uçar. Sulucakarahöyük’te, bir taş üstünde güvercin donunda
Hacı Bektaş Veli’yi bulur. Süzülüp üstüne inerken, Hacı Bektaş don değiştirir ve insan şekline döner, elini
uzatır, şahin donundaki ereni tutup boğazını sıkar, Hacı Doğrul’un aklı başından gider. Sonra aklı başına
gelince görür ki; karşısındaki kişi Hacı Bektaş Veli`dir, yanına gidip peymançeye durur ve özür diler. Hacı
Bektaş Veli’ye, ‘Kem bizden, kerem sizden’ der. Hacı Bektaş Veli, ‘Ey Doğrul, er, erin üstüne böyle gelmez.
Siz, bize zalim kılığında geldiniz, biz size mazlum kılığında; eğer güvercinden daha mazlum bir yaratık
bulsaydık onun donunda gelirdik’ der.
14
· Onlar Hakka yürüyen annesinin canını, kızında görür ya da erken kaybettiği
oğlunu –canın ölmezliğine inandığı için- rüyasında başka bir diyardaki yeni
doğan çocukta bulur.
· Bu inancın sonucudur ki; Hakka yürüyenlerin adları yeni doğan çocuklara ad
olarak verilir.
Tüm büyük ozanlarımız gibi, Köln`de Hakka Yürüyen Mahsuni Şerif de ölmezliğini
şöyle dile getirmiştir:
Ben Mehdi değilim amma erenler
Bugün ölür yarın yine gelirim.
Ya bir ceylan canda ya bir çiçekte
Değişerek başka sene yine gelirim.
Bu inanışa göre Aleviler; her canın başlangıçta yaratıldığına ve vücuttan vücuda
geçerek yeni kişiliklerde yaşam bulduklarına inanırlar. Hatta bazı yörelerde Alevilerin;
bir insana geçmeyi hak etmemiş canların hayvana, bitkiye geçebildiklerine inandıkları
da görülür.
Yeni doğan çocuklara Hakka yürüyenlerin adlarının verilmesi, Alevilerde bu inancın
köklü bir şekilde devam ettiğini göstermektedir.
Aleviler; Hakka yürüyenlerin yakınlarını; bu inançtan çıkarak şöyle teskin ederler:
“Üzülme; o, ölmediki; yeniden aramıza gelecek. Nefsini yenmiş, iyilikler yapmış, kul
hakkı yememiş bir insan, yeni bir bedende can bulur”. Hakka yürüyen canın yeniden
dünyaya gelmesini kolaylaştırmak için; 40 yemeği verilir. Bu yemekte Hakka yürüyen
canın kul hakkı yemediğini; en başta varsa musahipi olmak üzere tüm katılanlar
onaylar ve “rızalık” verirler. Herhangi bir borcu /vereceği varsa, akrabaları alacaklıları
bulurlar ve borcunu kapatırlar. Tüm bunlardan amaç; Hakk`a yürüyen canın üzerinden
“kul hakkı”nı kaldırmak ve onu bu türlü yüklerden kurtarmaktır. Artık unutulmaya
başlamış “mezar kaldırma” erkanının amacı da, aynı inançtan kaynaklanmaktadır.
İlkbaharda Hakka yürüyen canın mezarı ziyaret edilir, Hakka yürüyen canın
kurtulması için kurban kesilir, birlikte rızalık içinde yemek yenilir; doğanın
canlanması gibi; o canın da yeniden dünyaya gelmesi için dua edilir.
Pir Sultan Abdal`ın , Sivas`ta asıldığını duyanlar inanmazlar ve bir çoğu Pir Sultan`ı daha yeni canlı olarak
gördüklerini belirtirler. Pir Sultan`ın sevenleri tarafından aynı anda yedi ayrı yerde görüldüğü rivayeti
dolaşmaya başlar.
15
Alevilerde HakMuhammedAli ve insan olma inancı
Allah/ Hak
( Hakikat/
Gerçek/Yaratıcı)
Muhammet-Ali
11 İmam
Gerceği bulanlar/
Peygamberler,Veliler,Evliyalar
Aslından uzaklaşanlar
Ruhani alan Dünyevi alan
Gerçeği arayanlar
D ü n y a /E v r e n
14 masum-u pak,
17 kemerbest, 40 lar
Hızır
16
HakMuhammetAli ve İnsan olma inancı şeması ile ilgili açıklamalar:
Alevi inancının temellerini bir grafikle canlandırmaya çalışalım. Tanrının büyüklüğünü
sınırlamanın mümkün olmadığı bilinci ile hareket ederek sembolik olarak Tanrı gücünü/
Hakikati ulu bir nur/ ışık olarak düşünelim:
Bir nur/ışık olarak Hak/Allah vardır ve evrendeki kutsal gücün kaynağıdır. Bu kaynak her
tarafı kaplamış sonsuz bir enerji ve hakikat ışığı olarak düşünülebilir.
Fark ettiğimiz ne varsa her şey bu ışıktan yani, Allah/Hak`tandır.
MuhammetAli, Hak`tan bir nur parçasıdır, ayrılmazlar. Onlar kutsaldırlar. Bu nedenle grafikte
kutsal güce /hakikate bitişik olarak gösterilmişlerdir.
11 imam, 14 masum-u paklar 17 kemerbestler ve ve 40 lar da gühahsızdırlar ve kutsal güce
yakın olmuşlardır.
Hızır Aleviler için koruyucu ve yardımcıdır. Aleviler Hızır`a güvenirler ve O`nu her zaman
anarlar.
Her dinden ve inanıştan tüm peygamberler, evliyalar, kutsal kişilikler çok kısa zamanda kutsal
özelliklerini kavramışlardır.
Ölüm sadece vücut için geçerlidir, ama “can”ın varlığı devamlıdır.
Her insanda ve her yaratılanda bir kutsal güç vardır.
Enerjinin yok olmadığı gibi; bir kere yaratılan da yok olmaz, kalıcıdır. O değişik bedenlerde
varlığını göstermeye devam eder.
İnsan –kadın ya da erkek-, Alevi ya da Hıristiyan ya da inançsız- Tanrı`nın yarattığı en
güzel ve en mükemmel yaratılmış varlıktır.
İnsan kendi aklı ile kendi kutsal gücünü keşfedebilir. Bu süreç “gerçeği arayanlarda” kısa
sürebilir. Bir karşılaşma, bir kaza ya da bir afet sonucu, kişi görüşlerinde tam bir başkalaşım
yaşayabilir. Bir kitap ya da kendi kendine çalışma ile –örneğin inzivaya çekilerek- insanlar
içlerindeki kutsal gerçeği keşfedebilirler.
Aslından uzaklaşan ve Tanrı`yı ret edenler yine de Aleviler için eşit düzeyde insandırlar.
Aleviler, bu kişilerin de er ya da geç; bu yaşamda ya da başka bir yaşamda gerçeği
bulacaklarına inanırlar. Bu inanış, Tanrı`nın tüm insanları eşit değerde yarattığı inancından
kaynaklanmaktadır.
İnsan canı (ruhu da denebilir) zamandan bağımsız olarak vardır: Can kutsal güçten
uzaklaşabilir. Grafikte belirtilen canın yeri, yaşam çizgisi değildir. Eğrilerdeki canın yeri,
kutsal güce yakınlık ya da uzaklığı belirler.
İnsan kendi marifeti (aklı, bilgisi ve deneyimi) ile kendi kutsal gücünü arar ve bulabilir. O,
kutsal güce olan uzaklığını bu şekilde azaltır. Ana amaç, kutsal güç ile bütünleşmektir. (Alevi
ibadetinin amacı da Tanrı`ya yakın olmak, tevhide ulaşmaktır.)
Kutsal güce giden yol (ya da kendi kutsal gücüne ulaşmanın yolu) insanlara hem Alevilik`te,
hem de diğer inançlarda gösterilmiştir. Bunun gerçekleşmesi insanın kendi elindedir.
Mürşit/rehber bu konuda sadece yolu anlamaya yardımcı olur. Yolda yürümek her kişinin
kendi görevidir.
Her insan bu grafikte kendi yerini, ancak kendisi belirleyebilir. Hakikate uzaklık Ya da
yakınlık, kişinin insan-ı kamil olma yolundaki kat ettiği yola göre değişir.